KOPERATİFÇİLİK TARIM VE ÇUBUK

erhan erikli

Erhan Erikli

Çubuk Ankara ilçeleri arasında tarımsal üretimde hatırı sayılır bir noktadadır.Üretim açısından başı çeken ürün buğday,arpa gibi tarla bitkileridir.Meyve üretimi açısından Çubuk vişne ile öne çıkmaktadır.Son dönemlerde kurulan işletmeler istihdam açısından yeterli olmasada yavaş yavaş ilçede gelişme göstermektedir.Yumurta ve turşu üretimi tesisleri kurulmuştur.Özellikle turşu alanında kendini tüm Türkiyeye duyurmuştur.

       Turşu alanında özdeşleşmiş olan ilçemiz ‘coğrafi işaret’ adı verilin ünvanı almıştır.Coğrafi işaretler,ayırt edici özelliği ile ön plana çıkan ve bulunduğu bölge ile özdeşleşen doğal ürünler,tarım,el sanatları,maden ile sanayi ürünlerine verilen işaretlerdir. Bir yörenin herhangi bir ürünü, meyvesi, taşı, madeni diğer yörelerde üretilenlerden farklı olabilir veya bir yörede üretilen halı, kilim, kumaş, çini vb. herhangi bir nedenle ün kazanmış olabilir. Bu ürünlerin üzerinde o yörenin adının kullanılması, tüketiciler tarafından o ürünün benzerlerinden farklı özelliklere sahip olduğu şeklinde algılanabilir. Tüketiciler, söz konusu yöre adıyla satılan ürünleri o yörenin adına duydukları güvenle, aynı türdeki diğer ürünlere tercih edebilirler.

  Coğrafi işaretler, geleneksel bilginin bir ürün gibi şekillendirildiği, paketlendiği, alındığı ve satıldığı bir boyuttadır. Ürünün kalitesi, geleneksel üretim metodu ve coğrafi kaynağı arasında kurulan sıkı bağı simgeleyen bir güvencedir. Coğrafi işaretler, tek bir üreticiyi değil, belirli şartlar altında üretim yapan kişilerin tümünü korur.

  Fakat coğrafi işaret tek bir ürün üzerinden koruma sağladığından diğer üretim alanlarında yetersiz kalmaktadır.

  Türkiyenin bir çok tarımsal bölgelerinde olduğu gibi çubukta da üretilen ürünlerin pazarlanmasında büyük sıkıntılar çekilmektedir.Ürünlerin tüketiciye ulaştırılması aşamasında araya giren aracılar yüzünden fiyatlar hem üretici hem tüketici açısından tatmin edici boyutlarda değildir.Bunun sebebi üreticiler arasında örgütlülüğün olmamasıdır.Örgütlenme sorunu üreticiler arasında kurulucak kooperatif ile çözülebilir.

   1867  senesinde  ülkemizde  Mithat  Paşa  ile  başlayan  kooperatifçilik  hareketleri Cumhuriyetten  sonra  M. Kemal  Atatürk‘ün  çabalarıyla   yeşermeye  başlamış, çıkarılan  kanunlarla  da  resmi  bir  kimlik   kazanmıştır.

  Türk  köylüsünün  tefecilikten  çok  çektiğini  bilen  Atatürk  kooperatifçiliğe  özel  bir  önem  vermiş ,  kooperatiflerin  kuruluşunda  bizzat  görev  almış  ve  üye  olmuştur.Kooperatifçilik açısından  1950 ve  1960  lı  yıllar  gelişmenin  durduğu  hatta  kooperatiflerin  adının  dahi  konuşulmadığı  yıllar  olarak  yaşanmıştır.Ancak,  1961  Anayasası  ile  birlikte  insanların  örgütlenmesinin  önünü  açacak  hükümlerin  güvence  altına alınması  ile  birlikte  köy  kalkınma  kooperatiflerinin  kuruluş  çalışmaları  başlamış  ve  1969  yılında  1163  sayılı  kooperatifler  kanunu  çıkarılmıştır.1970  li  yıllarda  köylerde  sosyal  yapıdaki  değişim  ve  köylerde  bulunan  öğretmenlerin  lider  ve  öncü  olarak  benimsenmesi  sonucu  bu  olgunun  verdiği  itici güç  sayesinde  kırsalda  kooperatifleşme  açısından  büyük  atılımlar  gerçekleştirilmiştir.Ancak,  1980  yılındaki  askeri  darbe  sonrası  siyasi  partiler ,sendikalar  ve  sivil  toplum  örgütleri  ile  birlikte  köy  kalkınma  kooperatiflerinin üst  örgütlenmesi  olan  Köy  Koop.‘un  da  kapatılması  sonucu  kooperatifçilik   büyük  yara  almış  ve  kooperatifleşme   gerilemeye  başlamıştır.

Aslında  tüm  dünyada  kooperatifçiliğin  en  başarılı  çalıştığı  alan  tarım  kesimidir.Bizde  ise  kooperatifleşme  tarım  kesiminden  ziyade  inşaat  sektöründe  desteklenmiştir. Günümüzde  yaşam  düzeyinin  yüksekliği  ve  dengeli  gelir  dağılımı açısından  dünyanın  en  gelişmiş  ülkeleri  arasında  kabul  edilen  AB  ülkeleri  ve  özellikle  İskandinav  ülkeleri  incelendiğinde  bu  ülkelerde  kooperatifçiliğin  çok  gelişmiş  olduğu   ve  toplumun  bir  yaşam  şeklini  aldığı  görülür.

 Avrupa  Birliğinde  kooperatifler   tarım  girdileri   piyasalarında  % 50 nin  üzerinde , tarım  ve  gıda  ürünlerinin  pazarlanması, toplanması  ve  işlenmesinde  % 60 ‘ın  üzerinde  pazar  payına  sahiptirler.

   Bu  ülkelerde  olduğu  gibi   ülkemizde  de ve ilçemiz de kooperatifçilikten  kalkınmada   ve  gelir  dağılımını  düzenlemede  bir  araç  olarak  yararlanmak  gerekir.

    Ancak  Türkiye‘de   kooperatifçiliğe  siyasetin  karıştırılması, kooperatifçiliğin özerklik  ve  bağımsızlık  ilkelerini  ciddi  bir  şekilde zedelemektedir.

     Devlet,  kendi  eliyle  oluşturduğu  tarım  kesimindeki  örgütlenmeyi  politik  bir  güç  olarak  görmekte  ve  siyasi  iktidar  kanalıyla  doğrudan  veya  dolaylı  olarak  buraları  kontrol  etmek  istemektedir.  Bu  çabalar  Türkiye‘de  kooperatifçiğe  olan  güveni  azaltmakta  kooperatifçiliğin  gelişimini  ve  başarısını  olumsuz  yönde  etkilemektedir. Bu  olumsuzluklar sonucunda, ABD‘de kooperatif  ortağı sayısı 60  milyon, Japonya‘da  44  milyon, AB  topluluğunda 65  milyon  iken Türkiye‘de ancak 7,5  milyon civarındadır.

    Ülkemizin  sosyal  adalet  içerisinde ekonomik  kalkınmasında, sanayileşmesinde, demokratikleşmesinde, milyonlarca  dar  gelirli  üretici  ve  tüketicinin  örgütlenerek  aracılık, tefecilik  ve  vurgunculuğa  karşı  korunmasında  kooperatifçilik  büyük  önem  taşımaktadır.

    Bu  bağlamda, ülke  ekonomisinin  güçlenmesi  ve  gelişimi  için  kırsal  ve  kentsel  kooperatiflerin  geliştirilmesi ancak uluslararası kooperatifçilik ilkeleri ve Avrupa  Birliği  normlarına  göre  çalıştırılması ile  mümkündür.Gerekli önlemler alındığı ve kooperatifçilik desteklendiği  takdirde, kooperatifçiliğin  ülke  tarımının ve doğal olarak ilçemizde ki tarımın  gelişmesine  büyük  katkılar  sağlayacağı  açıktır.

köşe yazı kapak

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.